Tatil Sitemize Gitmek İçinTıklayın..


Sitemizde Edebiyat soruları , edebiyatçılar , yazarlar ve hayatları , türk edebiyatı , mektup , mehmet akif ersoy , kitap özetleri vb.. Bilgileri bulabilirsiniz

FENERBAHÇE

Bize fiziği yanLış öğretTİler.insan sesi uçak sesini bastıramaz dediLer; onLar
KADIKÖYÜ görmediLer.
Bize müziği yanLış öğrettiLer.En zor oLanı çok sesLi korodur dediLer; onLar SARI KANARYALARI görmediLer.
Bize hayat bilgisini yanlış öğrettiler.
Yerli malı yurdum malı kullan dediler.
Onlar ALEX DE SOUZA`YI görmediler...
Bize matematiği yanlış öğrettiler.
Kale direklerinin açısı 90 derecedir dediler.
CARLOS`UN frikiklerinde 95 olduğunu görmediler...
Bize edebiyatı yanlış öğrettiler.
En güzel eserler aruzla yazılır dediler.
Onlar FENERBAHÇE marşlarını dinlemediler...
Bize efsane aşklari yanlış öğrettiler
Kerem ile Asli, Ferhat ile Şirin dediler
Onlar KANARYA aşkını bilmediler...
Bize bir tek şeyi doğru öğrettiler...
"EN BÜYÜK FENERBAHÇE BAŞKA BÜYÜK YOK'' dediler

Lavinia

sana gitme demeyeceğim.
üşüyorsun ceketimi al.
günün en güzel saatleri bunlar.
yanımda kal.

sana gitme demeyeceğim.
gene de sen bilirsin.
yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
incinirsin.

sana gitme demeyeceğim,
ama gitme, lavinia.
adını gizleyecegim
sen de bilme, lavinia.

Özdemir Asaf

Lavinia'nın öyküsü

özdemir asaf, üniversite de öğrenciyken platonik aşkına yazar. ardından açılan bir yarışmaya gönderir ve kazanır. bir rivayete göre kazandığı yarışmada şiiri okurken kız da salondadır ama asaf şiiri okurken salonu terk eder. kırılan şairimiz kıza duygularını asla açmaz.

benim fikrimce korkuç bir intikam şiiridir. lavinia'yı kod adı kullanır ve "adını gizleyeceğim, sen de bilme lavinia" der. hanım kızımız bu şiiri okusa bile, kendisi olduğunu asla bilemeyecektir.

Divan Şiirinde Hazan

DİVAN ŞİİRİNDE HAZAN

Doç. Dr. H. Dilek Batislam

ÖZET
Divan şiirinde hazan ve hazanla ilgili öğeler daha çok hazaniyelerde yer
almakla birlikte diğer nazım şekilleriyle yazılmış şiirlerde de hazandan ve kimi özelliklerinden söz edilmektedir.

Bu çalışmada değişik yüzyıllarda yaşamış divan şâirlerinin şiirlerinden
ve hazaniye örneklerinden yola çıkılarak, divan şâirlerinin şiirlerinde yer
verdikleri hazanla ilgili öğeler, hazana yüklenen anlamlar, hazan motifinin hangi
durumlarda ne amaçla kullanıldığı üzerinde durulacaktır.

Anahtar Kelimeler: Hazan, sonbahar, hazaniye, divan şiiri, mevsim.
Edebiyatımızda her mevsimin kendine özgü bir yeri vardır.

Mevsimler içinde en önemli yere sahip olan bahardır. Bahara yüklenen
anlamlar, bahar mevsiminin getirdiği canlılık, coşku, neşe ve hareket bu
mevsime edebiyat dünyasında özel bir yer verilmesinde etkili olan
sebeplerdendir. Edebî eserlerde bahar kadar olmamakla birlikte onun
zıddı olan hazandan ve hazanın kimi özelliklerinden de söz edilir.
Edebiyatımızın genelinde bahara verilen öncelik divan şiirinde de
kendini gösterir. Divan şiirinin mevsimi de bahardır. Baharla ilgili
şiirlerin, bahariyelerin sayıca çokluğu divan şiirinde bahara verilen
önemin göstergesidir. Divan şairi baharın güzelliklerini anlatırken
hazanın zıtlığından yararlanır. Divan şairi için hazan, baharın zıddı
olması dolayısıyla önemlidir. Çoğu zaman baharla hazanı karşı karşıya
getirir. Bahan canlılık, dirilik, gençlik ve yaşama sevincini ifade etmek
için, sonbaharı ise ihtiyarlık, bitkinlik, yaşlılık ve ölüm simgesi olarak
kullanır.


Farsça sözlükte "Hezân: Vezân vezninde. Sâmin-i şuhûr-i
Melikiyedir. Şehriver-mâh-ı kadimin yevm-i sâmin ismidir. Mecûs bu
günde dahi yortu ederler. İnde'1-ba'z Şehriver-mâh-ı kadîmden sâmin
'aşer ve bir kavilde yevrn-i sâlis ismidir. Güz faslına dahi hazân derler.
Arabîde harîf denir. Hezîden manasına isti'mâl olunur. Hezîden'den
mübalağa-i fa'il olur ve yaprakların sararmasına dahi hazân derler"
(Öztürk-Örs, 2000: 355) şeklinde tanımlanan hazan, içerdiği olumsuz
anlamlar ve bu anlamların şâiri hayal ve duygu zenginliği yaratma
bakımından zorlaması nedeniyle divan şiirinde bahar kadar geniş bir
kullanım alanı bulamamıştır. Bütün bu olumsuzluklara rağmen divan
şâirlerinin çoğu, şiirlerinde az da olsa hazanla ilgili çeşitli benzetmelere
yer vermişlerdir.

Divan şâirinin şiirinde hazana dair Öğeler genellikle sınırlı
sayıdaki hazaniyelerde ya da gazellerde karşımıza çıkar. Nesiplerinde
hazanın tasvir edildiği hazaniyeler, sayıca bahariyeler kadar çok değildir.
Hazaniyelere Ahmet Paşa'ya ait "Der Vasf-ı Hazan Migûyed" başlıklı 22
beyitlik kaside ( Tarlan, 1992: 110-111) ile, Gelibolulu Mustafa Âli
Divanı'nda bulunan "Kaside-i Hazâniyye ve Der-medâyih-i Sultân Seîîm
Han" adlı 29 beyitlik kasideyi örnek verebiliriz (Aksoyak, 1999: 95-97).
Ahmet Paşa'nın hazaniye kasidesinde hazanla ilgili sık kullanılan
tamlamaların yer aldığı altı beyit bulunmaktadır. Bunlardan ilki kasidenin
aşağıda vereceğimiz matla' beytidir;

Sipîde-dem ki kadem bastı bağa bâd-ı hazan
Döşedi atlas-ı zer-befı ayağına bostan
(Ahmet PaşaD., K.39, b.l, s.110)1

Şâir, bu beyitte bostanın, sonbahar rüzgârını, tan vaktinde bağa
geldiğinde ayağına sırmalı atlas kumaş döşeyerek onu karşıladığını
söyler. Rüzgânn etkisiyle dökülen san yapraklar ve bunların bağdaki
görünümleri renk ilişkisi dolayısıyla sırmalı atlas kumaşa benzetilir.
Dolaylı olarak sonbahar rüzgârının bostanı sararttığı anlatılır. Kasidenin
3. beytinde de;

Konuldu san per-i tavus içinde âyine Çemende
berg-i hazân içre havz-ı şadırvan
(Ahmet Paşa D., K.39, b.3, s.110)

diyen şâir, çimenlikteki hazan yapraklan arasında bulunan
şadırvanlı havuzu tavus kuşunun kanadı içine konulmuş aynaya benzetir.
Berg-i hazan ile tavus kuşunun kanadı, şadırvanlı su havuzuyla da ayna
Örnek beyitlerden sonra verilen nazım şekli, beyit ve sayfa numaralan örneğin
alındığı divanların kaynakçada verilen baskılarına aittir.

arasında benzerlik ilişkisi kurarak özgün bir hayal yaratır. Tavus kuşunun
kanadındaki renklerin sanki aynayla yansıtılması gibi havuzdaki su da
sonbahar yapraklarmdaki renk cümbüşünü yansıtır.

Nedir bufasl-ı hazân dediğin nazar kıl kim Dümûy
şekli gibi gösterir sana elvan
(Ahmet Paşa D., K.39, b.10, s.110)

beytinde de şâir, hazan mevsimini tanımlarken bu mevsimin
renkleri kırçıl gösterdiğini söyler. Buradaki kırçıllık aynı zamanda saçına,
sakalına ak düşmüş orîa yaşlı bir insanı (Tolasa, 1973: 456) da
çağrıştırmaktadır. Yani hazan mevsimi orta yaşlı, ömrünün sonuna
yaklaşmış insan gibidir. Çünkü sonbaharda doğanın renkleri, yaşlanan
insanın saçının, sakalının rengi gibi solmuştur. Sonbaharda ve yaşlanan
insanda değişim vardır.

Döküldü ruhlarım üstüne göz yaşı sanasın
Saçıldı berg-i hazân üzre katre-i baran
(Ahmet Paşa D., K.39, b. 16, s. 111)

beytinde de şâir, yanaklarına dökülen gözyaşlarını hazan yaprağı
üstüne düşen yağmur damlalarına benzetir. Yanak sararmış ve solgun
rengiyle hazan yaprağı, göz yaşı da yağmur damlasıdır. Ayrıca yaşlı
insanın yüzü ve bu yüz üzerine düşen göz yaşı sandır. Bu durum san
renkli sonbahar yaprağının üstüne düşen yağmur damlasının san
görünmesi gibidir.

Hazân yeli nice bozsun taravetin servin Nihâl-i
haddine oldur misâl çünkü hemân
(Ahmet Paşa D., K.39, b. 18, s.lll)

beytinde de hazan yelinin sevgilinin fidan boyuna benzediği için
servinin tazeliğini bozmak istemeyeceği, ona zarar vermekten çekineceği
söylenir. Hazan yelinin servinin yapraklarım dökmemesini servinin
sevgiliye benzemesi nedeniyle açıklayarak hüsn-i ta'lil yapar.
Aşağıdaki beyitte de hazan her ne kadar olumsuz Özellikleriyle
anılsa da hazan mevsiminde de kaçırılmayacak kimi mutluluk anlarının
bulunduğu vurgulanır. İlkbahar mevsimindeki kadar çok olmamakla
birlikte sonbaharda da eğlenme fırsatı bulunabileceği söylenir.

Nigâr mahrem ü mutrib nedîm ü vakt latîf
Zemân zemân-ı şehenşâh üfaslfasl-ı hazân
(Ahmet Paşa D., K.39, b. 21, s.lll)

Örneklerde görüldüğü gibi, Ahmet Paşa'nın hazaniyesinde yer
alan beyitlerdeki hazanla ilgili öğeler diğer divan şâirlerinin de sıklıkla
kullandığı öğelerdir. Bu sıklıkla kullanılan öğelerin dışında şâir hazan ve
hazanla ilgili kelimelere yer vermeden kasidenin diğer beyitlerinde de
hazanın özelliklerini, hazanda tabiatta görülen değişiklikleri anlatmaya
devam etmiş, üç beyitte de hazan dışında kalan diğer üç mevsimin yaz,
bahar ve kışın kendine Özgü özelliklerinden söz etmiştir. Çeşitli ağaç
türlerinde hazanla birlikte görülen değişikliği de:

Egerçi cümlesi giydi libâs-ı gûn-â-gûn
Ve lîk sonra çıkarıp olur kamu üryan
(Ahmet Paşa D., K.39, b. 6, s.110)

beytiyle anlatan, şâir ağaçların renk renk elbise giymişken
sonbaharda bu elbiselerini çıkarıp çıplak kaldıklarını söyler. Ağaçlan
elbise giyen insanlara benzeterek kişileştirir. Beyitte elbiselerin
çıkarılması maddeden arınmayı ve dünya ilgilerinden uzaklaşmayı da
çağrıştırmaktadır. Bu beytin devamında da:

Cihan libâsına aldanmasın sakın canın
Yine çıkarsa gerektir çün ol libâsı cihan
(Ahmet Paşa D., K.39, b. 7, s.lll)

beytiyle şâir, düşünce boyutuna geçer. İnsanın dünya elbiselerine
aldanmamasını ve bu elbiselerin bir gün çıkarılacağını unutmamasını
tavsiye eder. Mevsimlerle birlikte bitkilerde görülen değişiklikler gibi,
insan hayatının da sürekli bir değişim içinde olduğunu vurgular. Hayat ve
evrendeki düzen daima değişir, hiçbir şey aynı kalmaz mesajını verir.
Gelibolulu Âli'nin hazan kasidesinin ilk 11 beyti hazan tasvirine
ayrılmış nesip bölümüdür. Şâir bu beyitlerde hazanın tabiatta meydana
getirdiği değişiklikleri anlatırken sadece iki beyitte doğrudan hazanla
ilgili kelimelere yer verir. Kasidenin;

Zahir oldı yine gühâr içre âsâr-ı hazân Külli
şey'in halikım mazmunın okur bağbân
(Aksoyak, 1999: 95)

beytinde gül bahçesinde hazanın belirtilerinin ortaya çıkmasıyla
bağbanm yaratıcı dışındaki her şeyin yok olacağını söylemeye başladığı
belirtilir. Beyitte Kur'an-ı Kerim'in Kasas 28/88 süresindeki ayetten
iktibas yapılmıştır. Ayet "O'nun yüzünden başka her şey yok olacaktır"
anlamındadır (Aksoyak, 1999: 95). Şâirin anlatmak istediği hazanın
çağrıştırdığı, bitiş ve yok oluştur.

Yirlere geçdi hicabından kamu gene ü defin Sol
kadar ahun saçupdur hâke evrâk-ı hazân
(Aksoyak, 1999: 96)

beytinde de şâir, hazan yapraklarını toprağa saçılmış altına
benzetir. Hazinelerin toprağa gömülmelerinin nedenini sonbaharın güzel
san yaprakları karşısında utanmaîanyla açıklayarak hüsn-i ta'lil yapar.
Hazan yaprakları toprağa o kadar çok altın saçmıştır ki hazineler utanıp
yer altına saklanmışlardır. Bu beyitte hazan mevsimine olumlu bakılmış,
hasat mevsimi olan sonbaharın bolluk, bereket zamanı olduğu, altın ve
hazinenin zenginliği çağnştırmasıyfa sağlanmıştır. Gelibolulu Âli nesip
bölümü dışında hazaniyesinin dua bölümündeki bir beyitte de;

Da 'imâ 'ömri nihâline hazân irişmesün
Saltanat bağında olsun 'akıbet serv-i revân
(Aksoyak, 1999: 97)

diyerek övgüsünü yaptığı padişahın ömür fidanına hazan
erişmemesini diler. Diğer beyitlerde şâir, hazanla ilgili kelimeleri
kullanmadan Ahmet Paşanın hazaniyesinde olduğu gibi hazan
mevsiminin tabiatta meydana getirdiği değişiklikleri anlatır. Bu
değişiklikler:

Her dırahtı soydı ser-tâ-pâ nesîm-i râh-zen Yile
virdi la 7 ü yâkûtın nihâl-i ergavân
Uçdı bâgun revnakı hayretde kaldı lal olup
Naġme-perdâzân-ı gülsen bülbülân-ı bûsîân
Beyt-i Ahzân oldı eyvân-ı tarabgâh-ı çemen
Kara çullar giydi hazrâ-pûşken bâğ-ı cihan
(Aksoyak, 1999: 95)

beyitlerinde anlatılmaktadır. Yol kesen eşkıya gibi nesim rüzgârı
ağaçlan soymuş, erguvan fidanı la'l ve yakut renkli yapraklarını yele
vermiştir.

Bağın bahçenin rengi solmuş, gülşende şarkılar söyleyen bostan
bülbüllerinin bu değişiklikler karşısında şaşkınlıktan dili tutulmuştur.
Bülbül bağın güzelliğini, canlılığını kaybetmesine şaşırıp kaldığı için
susmuştur.

Çemenin neşe, eğlence mekânı olan eyvan, Hz. Yakup'un
hüzünler evine benzemiş, cihan bağı yeşil Örtüler örtmüşken kara çullar
giymiştir. Beyitte Beyî-i Ahzan aracılığıyla Hz. Yakup'a telmih
yapılmıştır. Ayrıca kara çul da yas simgesidir. Hz. Yakup'un Yusuf un
öldüğünü sandığı için yas tutmasını hatırlatmaktadır. Beyitlerde anlatılan
bütün bu olumsuz değişiklikler ve matemli hava hazanın etkisiyle ortaya
çıkmıştır.

Hazanla ilgili öğelere yer verilen bu hazaniyeler dışında
divan şiirinde hazanın anlatıldığı gazeller de bulunmaktadır. Hazanın
anlatıldığı gazellere divan şâirlerinin çoğunun divanlannda rastlamak
mümkündür. Bunlar arasında Bâkî'nin,

Nâm ü nişane kalmadı fasl-ı bahardan
Düştü çemende berk-i dıraht i'tibârdan
beytiyle ilkbaharın bittiğim haber vererek başlayan,
Eşcâr-ı bağ hırka-İ tecride girdiler
Bad-ı hazan çemende el aldı çenardan
(BatiD., G.371,b,2,s.329)

beytiyle bağdaki ağaçların yapraklannı döktüklerini ve sonbahar
rüzgârının çınarın ele benzeyen yapraklannı koparıp aldığını anlatan,
gazeli de bulunmaktadır. Bu gazelle ilgili değerlendirme ve incelemelerin
çoğunda gazelin ustaca yazılmış, başarılı bir hazan şiiri olduğu ifade
edilir. Söz konusu şiirdeki anlam ve ses zenginliğine dikkat çekilir
(Tanpınar, 1992: 182-185; Tökel, 1996: 53-59; Onan, 1997: 184-188).
Tanpmar "İki Sonbahar Şiiri" başlıklı yazısında Bâkî'nin gazeliyle Yahya
Kemal'in Hazan Gazeli'ne değinir. Yahya Kemal'in Hazan Gazeli'nin
diğer hazan şiirlerinden üstün olduğunu söyler. Bu üstünlüğün şâirin,
şiirinde sonbaharın iki yönünü, olumlu ve olumsuz taraflarını bir arada
vermesinden kaynaklandığını belirtir (Tanpmar, 1992: 184).
Bu arada dikkati çeken bir başka şey de Bâkî'nin hazanla ilgili
gazelinde yer alan yukarıda verdiğimiz beyitle Gelibolulu Âli'nin
hazaniyesindeki;

Hırka-i tecride girdi ser-be-ser eşcâr-ı bağ
İhtiyarı zühd idüp her biri oldı zer-nîşân
(Aksoyak, 1999:95)

beyti arasındaki söyleyiş benzerliğidir. Fuzûlî Divanı'nda da
hazanla ilgili öğelerin yer aldığı, hazanın tasvir edildiği bir gazel vardır
(Fuzûlî D., G. 130, s.193). Bu gazelin tamamında sonbahar tasvir edilir.
Yedi beyitlik gazelin üç beytinde hazanla ilgili öğelere yer verilmiştir. Bu
beyitlerden biri:

Kat' edipfasl-ı hazân âb-ı revân şirâzesin
Nüsha-İ gül-zârın evrakın perişan eylemiş
(FuzûlîD., G. 130, b.3, s.193)

beytidir. Şâir bu beyitte "sonbahar mevsimi akarsuyun düzenini
bozup gül bahçesi kitabının yapraklannı dağıttı" diyerek farklı bir hayal
dünyası oluşturur. Bilindiği gibi şirâze kitap yapraklannı bir arada ve
düzen içinde tutmaya yarayan dikiştir. Sonbahar mevsiminin yağmuru ve
selleri daha önce belli bir düzen içinde akıp giden suyun düzenini
bozmuş, yani suyun şirâzesini kesmiştir. Bunun sonucunda da gül
bahçesinin yaprakları perişan olmuştur. Beyitte gül bahçesi bir kitaba,
akarsu da bu kitabın şirâzesine benzetilmiştir. Aynı gazeldeki:

Eylemiş tedbîr-i teşvişin hazân târâcına Lâle
rengin rantını dağ içrepinhân eylemiş
(FuzûlîD., G, 130, b.5, s.194)

beytinde de sonbahar yağmasının her şeyi birbirine karıştırmasına
tedbîr almak için lâlenin renkli eşyalarını (yapraklarını), ortasındaki dağ
(siyahlık) içinde gizlediği söylenir. Anlatılmak istenen sonbahar gelince
lâlenin renkli yapraklarını dökmesidir.
Bir diğer hazan gazeli ise, Bağdatlı Rûhî'nin her beytinde bâd-ı
hazânın etkilerini anlattığı:

Nice girsün bülbül-i gam-dîdenün çeşmine hâb
Aşiyamn bağda bâd-ı hazân itmiş harâb
(Bağdatlı Ruhi, 1287: 102-103)

beytiyle başlayan gazelidir. Beş beyitlik gazelin tamamında
hazan rüzgârının gül ile bülbül üzerindeki etkileri gül-bülbül hikâyesine
telmih yapılarak anlatılır. Şâir, gazelin ilk beytinde "bağdaki yuvasını
sonbahar rüzgarının harap ettiği, gam görmüş, üzüntü çekmiş bülbülün
gözüne nasıl uyku girsin ki" der. Sonraki beyitte de hazan rüzgârının
bülbülün yaşadığı yuvayı dağıttığını, bu nedenle bülbülün çimenlikten
uzaklaştığını söyler. Hazan rüzgârının bülbüle bunca azap çektirmesinin
sebebi ona iki gün kadar kısa süren bir gül zevki yaşatmasının sonucudur.
Son beyitte şâir:

Âşiyânsuz n 'eylesün gülşende bülbül Rûhiyâ
Derd-mendün eylemiş bâd-ı hazân evin harâb
(Bağdatlı Ruhi, 1287: 103)

dizeleriyle kendisine seslenerek "Ey Ruhî yuvasız bülbül gül
bahçesinde ne yapsın zavallı, dertli bülbülün evini hazan rüzgârı harap
etmiş" der. Sonbaharın bülbülü evsiz bıraktığını söyler.
Bu gazelde şâirin güî-bülbül hikayesiyle anlatmak istediği ve
hatırlattığı bahar mevsimidir. Bahar, gül ve bülbülle varlığını hissettirir.
Sonbahar ise, baharın zıddıdır. Baharın zıddı olması nedeniyle baharda
var olan hemen her şey sonbaharda yok olur. Tıpkı bülbül ve gül gibi. Öte
yandan gül-bülbül hikâyesindeki bülbül âşıktır. Âşık da bülbül gibi
baharın bitmesiyle birlikte sevgiliyi görme şansını kaybedecektir. Hazan
rüzgârı bülbül gibi âşığın da sevgiliyle beraber olduğu, yiyip içtiği
günlerin sona erdiğinin habercisidir. Üstelik bunca azabın sebebi de iki
gün kadar kısa süren gül zevkinin yaşandığı zamandır. Gül zevkinin iki
gün sürmesi baharın geçiciliğini, ne kadar kısa süreli olduğunu ifade
etmek üzere kullanılmıştır. Zaman âşığa ve bülbüle geçirdikleri kısa fakat
güzel günlerin hesabını sormaktadır. İnsana sunulan kısa mutluluk
anlarının ardından üzüntü gelecektir. Bu nedenle çabucak gelip geçen
mutluluk anlarının değeri bilinmeli ve bu anlar doyasıya yaşanmalıdır
mesajı verilir. Son beyitte ise yuvası harap olan bülbül gülşene gelmek
istemez. Çünkü gülşende artık gül yoktur. Aynı duyguyu âşık da yaşar,
sevgilinin bulunmadığı gülsen âşığa da mutluluk vermez. Bu hazan
gazellerinden başka Nedim'in;

Gülzâra salın mevsimidir geşî ü güzânn Ver
hükmünü ey serv-i revân köhne baharın Dök
zülfünü semmûr giyinsin ko 'izânn Ver
hükmünü ey serv-i revân köhne baharın
(Nedim D., s.254)'

dörtlüğüyle başlayan şarkısında da diğer adı köhne bahar olan
hazanın eğlenceli, güzel bir biçimde geçirilmesi tavsiye edilir.
Divan şiirinde köhne bahar ya da sonbahar olarak da adlandırılan
hazanın çeşitli özelliklerinden yukarıdaki gazel örneklerinde olduğu gibi
hazaniyeler dışındaki şiirlerde de söz edilir. Sözü edilen bu özelliklerin
büyük bir bölümü sonbaharda tabiatta görülen değişikliklerle ilgilidir. Bu
değişiklikler sonucunda hazan mevsiminde bahar mevsimindeki canlılık,
insana huzur ve mutluluk veren güzellikler yerini sararan yapraklara,
serin havaya ve hüzne bırakır. Gül bahçesi harap olur, lâle yapraklarını
döker (Kartal, 1998: 40-41). Rüzgâr tatlı esişini kaybeder, ağaçların
yaprakları dökülür. Sert esen rüzgâr, sararmış yapraklan sürükler. Bu,
kaderin insanı önüne katıp götürmesine benzer. Kader rüzgâr, insan da
rüzgârın alıp götürdüğü yaprak gibidir. Bitkiler mevsim değişikhğiyle
birlikte sanki ölüme, yok oluşa yaklaşır gibidirler. Neşe ve eğlencenin
şenlendirdiği gezinti yerleri sessizliğe ve yalnızlığa gömülür. Yapraklar
altın rengine bürünür. Bu aynı zamanda âşığın hasta yüzünün rengidir.
Sonbaharda bezm dağılmış sessizlik ve uyku hakim olmuştur.
Yaşlılık ve ölümü hatırlatan sonbahar, divan şiirinde bazen
saçma, sakalına kır düşmüş bir insan olarak düşünülür. Güzelliğin bitmesi
ihtiyarlık işaretidir. Bahar gençlik, sonbahar ise güzellik ve gençliğin
kaybolduğu mevsimdir. Ancak her hazanın bir baharı olduğu halde,
güzellik hazanının bahan olmaz. Güzelliği kaybolan sevgilinin âşığına
vuslatını sunması, sonbaharda görülen itibarsız bir rüyaya benzer. Kimi
zaman pek çok olumsuz Özelliklerine rağmen, sonbaharın bazı ürünlerin
hasat edildiği mevsim olması dolayısıyla kendine özgü bir bolluk ve
berekete sahip olduğu düşüncesi de şiirlerde işlenir (Sefercioğlu, 1990;
357-358; Pala, 1989:221).

Divan şiirinde sonbaharla ilgili olarak hazan yapraklarından ve
hazan rüzgârından da sık söz edilir. Hazan yaprakları renk ve zayıflık
sebebiyle âşığın yüzünün benzetileni olur (Tolasa, 1973: 456). Bu
benzerlik, bazen doğrudan hazan mevsimi ile kurulur. Hazan yaprakları
rüzgârda nasıl titrerse, âşık da öyle âh edip titrer. Hazan yapraklan
Efrasiyab'ın veya Karun'un hazinesi şeklinde hayal edilir. Rüzgânn onu
yele verdiği belirtilir. Övülenin kılıcı, bir çok şeyi hazan yaprağına
çevirecek güçtedir. Gözyaşında yıldızların aksini gören âşık, hazan
yapraklarının ırmağa salındığını sanır. Aşık, saadet güîzânmn goncası
olan sevgiliyi, zamanın hazanından koruması için Allah'a dua eder.
Övülen için de, onun ömür fidanından gam hazanı ırak olsun , diye
yalvarır. Hazan kelimesinin bir şeyin zevali, sonu, daha doğrusu ölüm
fikrini İfade etmek için kullanıldığı görülür. Sonbaharda bülbüller ötmez.
Artık, bu solan bahçelerde bülbüllere yer yoktur. Bu durum, değişik
hayaller içinde ifade edilir (Kurnaz, 1987; 474-475).

Hazan yeli divan şiirinde sonbahar rüzgârıdır; ayrılış, yaprakların
dökülmesi, Ölüm v.b. gibi unsurları dile getirir (TDEA, 1990: C.7, 374).
Dağıtma, bozma, tahrip etme özelliği dolayısıyla ele alınır. Diğer rüzgâr
çeşitlerinden bu yönüyle ayrılır. Hazan yelindeki koku "şemme-i
elem"dir (Tolasa, 1973: 484). Hazan yeli, aşığın ânı için benzetilen olarak
düşünülmüştür. Onun, âşığın yüzünü hazan yaprağına döndürdüğü
belirtilmektedir (Kurnaz, 1987: 500). Hazan yeli ağaçlardaki yapraklan
döker (Çavuşoğlu, 2001: 274).

Yukarıda verilen bilgilerden de anlaşılacağı gibi divan şiirinde
kullanılan hazanla ilgili öğeler; daha çok hazanın genel özelliklerini
anlatanlar, âşık ve sevgilinin durumunu anlatanlar, övgü amacıyla ya da
nasihat ve ibret alınmasını sağlamak için kullanılanlar olmak üzere teme!
üç grupta toplanabilirler. Hazanın genel özelliklerini anlatan beyitlerin
geri planında daha çok sonbahardan ibret alınması gerektiği vurgulanır ve
didaktik içerik ön plana çıkar. Bütün bu özellikleri anlatmada en sık
yararlanılan kelime ve tamlamalar ise hazanı genel olarak tanımlayan
kelimelerle, fasl-ı hazân, berg-i hazân ve bâd-ı hazân tamlamalarıdır. Söz
konusu kelime ve tamlamalar okuyucunun mevsimlerdeki değişikliği
görerek, evrendeki düzenin farkına varmasını, kıssadan hisse almasını,
insanın durumuyla tabiatın durumu arasındaki benzerlikleri görmesini
sağlama, anlatımı benzetmeler yardımıyla güçlendirme amacıyla
kullanılmıştır. Hazanın anlatımında kullanılan kelime ve tamlamaların
kullanım sıklığını belirlemek amacıyla taradığımız divanlarda konuyla
ilgili çok sayıda beyte rastladık. Söz konusu örnek beyitlerin tamamını
burada vermemiz mümkün olmadığından bu örnekler arasından
seçtiklerimize yer vereceğiz. Divan şiirinde sık kullanılan hazanla ilgili
kelime ve tamlamaların yer aldığı örnek beyitlerden birkaçını şu şekilde
sıralayabiliriz:

Biz hazân u har kaydından bert bülbülleriz
Sîne-i pür-dâġımızdır bağımız gülzârımız
(Nef'îD., G.47, b.4, s.304)

beytinde Nef î, gül-bülbüî hikâyesine telmihle kendisini sonbahar
ve diken endişesinden uzak bülbüllere benzetir, yara dolu sinesinin ise
bülbülün bağı ve gül bahçesi olduğunu söyler. Şâir, bu beyitte kendisini
âşık olma özelliği nedeniyle bülbüle benzetir. Ancak onun bülbül gibi
dikenden yani rakipten korkusu yoktur. Sonbaharın gelmesiyle gülün
kaybolmasından, sevgilinin görünmeyecek olmasından da etkilenmez.
Çünkü âşık için yara dolu sinesi, sevgilinin bulunduğu gül bahçesi
gibidir. Âşığa aşk acısıyla dolu sinesi arkadaşlık edecektir. Nâbî;

Bâğ-ı dehrin hem hazânın hem baharın görmişüz Biz
neşâtın da gamın da rüzgârın görmişüz
(NâbîD., CM, G.319, b.l, s.696

beytinde "Biz bu dünya bağının hem hazanını hem baharını
görmüşüz, biz sevincin de kederin de zamanını görmüşüz." diyerek
görmüş geçirmişliġini, öğüt verecek olgunluğa yaş ve tecrübeye sahip
olduğunu anlatırken hazan-bahar. neşat-gam tezadından yararlanır. Nailî
de;

Cihân-ı vahdetin bir renge konmuş unsur-ı çarı Gül
âteş bülbül âteş nev-bahâr âteş hazân âteş
(NailîD., G.180,b.6,s.233)

beytinde birlik dünyasının ateş rengi olmuş dört unsurundan söz
eder. Vahdet alemindeki her şeyin gülün, bülbülün, bahar ve hazanın ateş
gibi yakıcı olduğu, tamamen ateş rengine bürünmüş bir tabiat manzarası
çizer. Hazana özgü tabiat manzaralarının tasvirinde bu örnekte,
diğerlerinden farklı olarak san hazan rengi yerine ateş ve ateşin
çağrıştırdığı kırmızı renge yer verilmiştir.

Hazâna olmayıcakpây-mâl sahn-ı çemen
İder mi taze bahâr-ı hayât-bahş zuhur
(NâbîD.,K.7, b.28,s,41)

beytinde çimenliğin sonbaharın ayağı altında kalmayınca
ilkbaharın ortaya çıkmasının mümkün olamayacağı vurgulanır. Her
baharın bir sonbaharı olduğu, değişimin kaçınılmazlığı anlatılır.
Sonbaharın bir bitiş, yok oluş mevsimi olmasına rağmen aynı zamanda da
baharın geleceğinin habercisi olduğu söylenir.

Fasl-ı hazânı gör ki gelür ayağına zer
Ebr-i bahar 'âlemi giryân olup gezer
(BâlâD., G.138,b. 6,s.î87)

beytinde Bakî, hazan mevsiminin ayağına altın geldiğini, bahar
bulutunun ise ağlayarak dünyayı gezdiğini söyler. Sonbaharın ayağına
gelen altın sararmış yapraklardır. Baharın bittiğinin göstergesi olan
sararmış yapraklar, bahar bulutunun ağlamasına neden olur. Bahar bulutu
baharın bitişine ağlar.

Yaz u kış fikri n 'olur vakti safa bil Şeyhî
Her baharın sonu hodfasl-ı hazân olsa gerek
(ŞeyhîD., G.97, b.6, s.193)

beytinde Şeyhî, yaz ve kışı düşünmeyi bir yana bırakıp zamanın
kıymetini bilmek gerektiğini söyler. Çünkü her baharın ardından hazan
mevsimi gelecektir. İçinde bulunulan anı en güzel şekilde değerlendirmek
gerekir. Bu ânı yaşama ve ânın değerini bilme düşüncesi divan şiir
geleneğinde sıkça işlenen geleneksel temalardan biridir. Sonbaharla ilgili
örneklerin çoğunda da aynı tavsiyenin sık sık tekrarlandığım görüyoruz.
Bağdatlı Rûhî'nin:

'Ayş eyle ey gönül ki bu bağın hazânı var Şevk-i
hezâr ü zevk ü safâ-yı çemen gider
(Bağdatlı Ruhî 1287: 142)

beytinde de şâir gönlüne seslenerek, dünya bağının sonbaharı
olduğunu unutmaması gerektiğini, bülbüldeki coşkunun, çimenlikteki
zevk ve sefanın gelip geçici olduğunu söyler.

Tiz giçer eyyâm-ı gül ardıncadır vaki-i hazân
Giceler tâ subha dek bum dir inler 'andelib
(MuhibbîD,, G.158, b.2, s.86)

beytinde de gül günlerinin yani ilkbaharın çabucak geçeceği ve
ardından sonbaharın geleceği belirtilir. Bülbül de bunu söyleyip sabaha
kadar inlemektedir. Bülbülün ağlayıp inlemesinin nedeni baharın çabucak
bitmesiyle ardından hazanın geleceğini bilmesidir. Bülbül sadece gül için
değil, gül mevsimi olan baharın bitişi için de ağlar.

Gülşene ahun varaklar zeyn idüp bâd-ı hazân
Gûyiyâ zer-kûblar dükkânı oldı gül-sitân
(BâkîD.,K.22,b.l,s.55)

beytinde hazan rüzgârı gül bahçesini altın yapraklarıyla
süslemiştir. Gül bahçesi sanki altın işlenen bir dükkân olmuştur.

Dilesem yâr-ı semen-çehreme yazmak kâġıd
Aks-i rûyumla hazân bergi olur ak kâğıd
(HayâlîD., G.46, b.l, s.105

beytinde de Hayalî, yüzünün aksiyle sevgilisine mektup yazacağı
beyaz renkli kâğıdın sonbahar yaprağı gibi sararacağını söyler. Şâirin
hasta yüzünün san rengi, beyaz kâğıdı bile sarartacak niteliktedir. Fuzûlî
de:

Bağ levhini hazan bergi zer-efşân eyler Âb
ol levhde meşk-i hat-ı reyhan eyler
(FuzûlîD., K.32, b.l, s.102)

beytinde hazan yaprağının yardımıyla farklı bir hayal dünyası
çizer. Bağ levhasına hazan yaprağı altın saçar, su da o levha üzerinde
reyhan yazı meşk eder. Bağdaki altın renkli hazan yaprakları arasından
suyun akıp gitmesi bağ levhası üzerinde yazı meşk etmeye benzetilir.
Hazan yapraklarının altına benzetilmesi sık kullanılan benzetmelerden
biri olmakla birlikte şâir, beyit içerisinde kullandığı yazıyla ilgili öğeler
yardımıyla benzetmeyi daha İlginç hale getirmeyi başarmış ve beyte
zenginlik katmıştır.

Eşküm götürdi gitdi kûyına cism-İ zerdüm
Berg-i hazâm benzer bir cûy-bâre düşmiş
(BakîD., G.2î6,b.2,s.233)

beytinde de âşığın saranp solan cismini gözyaşları sevgilinin
bulunduğu yere götürür. Bu durum ırmağa düşüp giden hazan yaprağının
durumu gibidir.

Gözlerim yaşı kızıl ırmağa döndi âh kim
Benzedi berg-i hazâna çehre-i zerdüm benim
(Muhibbi D., G.1958, b.2, s.58î)

beytinde âşığın gözyaşları, kan ağlamaktan kırmızı renkli bir
ırmak, sararmış yüzü ise sonbahar yaprağıdır. Yüz, renk bakımından
sararmış sonbahar yaprağına, göz yaşlan da kızıl renkli ırmağa
benzetilmiştir.

Fasl-ı bahar idi senün ite hazânumuz
Şimdi hazâna döndi îapunsuz bahârumuz
(Cem Sultan D., G.121, b.4, s.110)

beytinde âşık sevgiliyle birlikteyken sonbaharı bile bahar olarak
görürken, sevgilinin olmadığı yerde baharın hazana dönüşeceğini söyler.
Sevgili yanında olmadığı zaman mevsim bahar olsa bile âşık hazan hüznü
yaşar. Âşık halini bahar-hazan tezadından yararlanarak anlatır.

Nevbahârım yüreğim taşdan agaçdan berk iken
Sol hazân yaprağı gibi eldi lerzân ayrılık
(UsûlîD., G,60,b.6,sJ56)

beytinde âşık, yüreği taştan ve ağaçtan daha sağlamken ayrılık
yüzünden hazan yaprağı gibi titrediğini söyler. Sevgiliden ayrı kalmak
duygularına hakim olmaya çalışan âşığı güçsüz hale getirir. Bu beyitte
divan şiirinde yürek için kullanılmasına pek alışık olmadığımız ağaç
benzetmesinin kullanılması dikkat çekicidir.

Haber-i hecrün ile tende dil ü can ditrer
Esicek bâd-ı hazân berg-i dırahtân ditrer
(BakîD., G. 137,b.l,s.l86)

beytinde ayrılık haberiyle âşığın canın titremesi, hazan rüzgârı
estiğinde ağaçlardaki yaprakların titremesine benzetilir.

Ser-i kuyunda ah etsem ruh-ı zerd ile âşıklar
Nitekim bâddan gülşende evrâk-ı hazân titrer
(HayalîD., G.158, b.4, s.143)

beytinde de şâir, sevgilinin bulunduğu yerde âh ettiğinde âşıkların
âhmın rüzgânyla sonbahar yapraklan gibi titreyeceklerini söyler. Bâd ile
âh, san yüz ile hazan yapraklan arasında benzerlik ilişkisi kurulur.

Koma yüzüne karşu kılam âh hazer kıl
Kim bâd-ı hazân irse güle çok zarar eyler
(Cem Sultan D,, G.4Î, b.2, s.65)

beytinde âşık sevgilisinden yüzüne karşı âh etmesinden
çekinmesini ister. Çünkü aşığın âhı hazan yeli gibidir ve hazan yelinin
güle zarar verdiği gibi, sevgilinin gül yanağına da âşığın âhı zarar
verecektir. Öte yandan âşık sevgiliye zalimlik edip âh almanın sonunun
kötü olacağını da hatırlatmaktadır.

Rûy-ı dilber var iken hûrşîdi ta'rîf eyleme Gül
dururken anma bir solmuş hazân yaprağım
(Hayalî D., G.564, b.4, s.285)

beytinde şâir sevgilinin yanağı dururken güneşi tarif etmenin gül
yerine solmuş hazan yaprağından söz etmek kadar anlamsız olduğunu
söyler. Sevgilinin yanağını güle, güneşi de rengi dolayısıyla solmuş hazan
yaprağına benzetir. Sevgilinin yanağını güzellik bakımından güneşten
daha üstün tutar.

Sensin ol nahl-i ser-efrâz ki üfîâdelerin
Dökülür ayağına berg-i hazân-dîd gibi
(NâilîD.,G.371,b.4,s.3l6)

beytinde sevgili baş kaldırmış bir fidana, âşıkları da fidanın
ayağına dökülen hazan yapraklanna benzetilmiştir. Yapraklann ağacın
dibine düşmesi gibi âşık da sevgilinin ayağına kapanır. Nâbî de;

Dökildi payına 'uşşak o ser-keşün Nâbî
Bahar var mı ki dâmânına hazân düşmez
(NâbîD, C.U, G.327, 6.5, s.701)

beytinde "Âşıklar o serkeş sevgilinin ayağına döküldüler. Eteğine
hazan düşmeyen bahar var mı ki?" diyerek bahann ardından mutlaka
hazanın geleceğine dikkat çeker. Aynca Nâbî, sevgiliyi bahara, âşıkları
da onun eteğine kapanmış hazana, hazan yapraklarına benzetir.

Bağa sen serv~i revanı bir kadem bassun diyü
Hayli dÖklldi saçıldı yoluna berg-i hazân
(BakîD., 0.373,0,2,5.330

beytinde Bakî, hazan yapraklarının dökülüşünü güzel bir hüsn-i
ta'iüle açıklar. Hazan yapraklan sevgili bağa gelsin diye onun yoluna
dökülüp saçılmışlardır.

Dilerem ey sehi servim girifîâr~ı hazân olma
Yüzün gün gibi 'arz eyle sehâb içre nihân olma
(Muhibbi D., G.2360, b.l, s.690)

beytinde de âşık sevgilinin sonbaharın tutkunu olmamasını, bulut
içinde gizlenmeyîp güneş gibi yüzünü göstermesini ister. Bulut sevgilinin
saçıdır. Âşık sevgilinin yüzünü saçıyla gizlemesini, Örtmesini istemez.
Necatı de;

Hüsnün bahân taze vü ter bî-hazân olup
Aks-i ruhunla her dem ola lâle-zâr âb
(Necatı D. K.5, b.25, s.59)

beytinde övgüsünü yaptığı kişinin güzellik baharının hazandan
uzak ve îaze kalmasını diler. Yanağının aksiyle lale bahçesinin daima su
gibi olmasını ister. Çünkü lâlelerin parlak ve canlı olmasını sağlayan
sevgilinin yanağının aksidir.
Nef î ise, kasidelerinde kendisini ve kaside sunduğu kişileri
överken hazanla ilgili unsurlardan yararlanır. Örneğin;

Asumân-ı mülke re 'yi âftâb-ı bî-zevâl Gülsitânı
dehre lütfü nevbahâr-ı bî-hazân
(Nef' î D., K.52, b,31, s.225)

beytinde şâir, övgüsünü yaptığı kişinin görüşlerinin ülkenin
göğünde batmayan güneş, zamanın gül bahçesindeki lütuflarmm ise,
hazansız ilkbahar gibi olduğunu söyler. Kendisini överken de:

Güya ki gülistân-ı suhandir bu kasidem
Her nüktesi bir gonca-i bî-hâr u hazandır
(Nef'îD.,K.10,b.65,s.76)

beytinde kasidesinin her sözünü, şiirini söz gülistamndaki
dikensiz ve hazan görmemiş goncaya benzetir.
Divan şiirinde genellikle olumsuz yönleriyle ele alınan hazan
mevsimi aynı zamanda bazı ürünlerin toplandığı, hasat edildiği bir bolluk
ve bereket mevsimidir. Olumlu yanlan da bulunan hazan, Batı tesirinde
gelişen Türk edebiyatının Servet-i Fünûn döneminde en çok sözü edilen
mevsimlerden biridir. Yağmuru, rüzgân, kuruyan ağaçları, sisli gökleri ve
hüzünlü manzarası ile sonbahar, Servet-i Fünûn şiirinin ana
temalarındandır. Recâizâde Ekrem'in, Cenap Şehabettin'in, Tevfık
Fikret'in sonbaharı anlatan bir çok şiirleri vardır. Bu şiirler dönem
şairlerinin içinde bulundukları toplumu ve ruh dünyalarını yansıtırlar.
Mehmed Rauf un Eylül romanında da hazan mevsiminde çürümeye
başlayan tabiat ile roman kahramanları arasında ilgi kurulur.
Edebiyatımızın bütün kötümser şairleri sonbaharı vazgeçilmez bir
mevsim olarak ele alırlar (TDEA, 1981: C.4, 186-187; Ayvazoğlu, 1998:
18-20; Tanpmar, 1992: 184)

HAZANLA İLGİLİ TAMLAMALAR VE KULLANIM SIKLIĞI

Hazanla ilgili olarak Osmanlıca sözlükte: "Hazân-dîde: Hazan
görmüş, yaprakları sararmış, solmuş; Hazân-gâh: Âlem, dünyâ; Hazânî:
Güz mevsimine ait, güzle ilgili; Hazânistân: Hazan görmüş, saranp
solmuş yer; Hazân-lika: Hazan yüzlü, sararmış, soluk yüzlü; Hazânnümâ:
Sonbahar görünüşlü, hüzün verici; Hazân-resîde: Hazana
erişmiş, solup sararmış" kelime ve tamlamaları verilmiştir (Devellioğlu,
1986: 415).

Divan şâirlerinin şiirlerinde sözlükte verilen bu kelime ve
tamlamaların dışında şairlerin kendine özgü bazı kelime ve tamlamalar
kullandıklarını görmekteyiz. Söz konusu tamlamaların büyük bir bölümü
hazan mevsiminin genel özelliklerini ve hazan mevsiminde tabiatta
görülen değişiklikleri ifade etmek için kullanılmışlardır. Şâirler, tabiatta
hazan mevsiminin gelişiyle görülen değişikliklerden yola çıkarak
mevsimle insan yaşamı arasında bağlantı kurmuşlardır. Doğadaki
değişimin insan yaşamındaki yansımalarını benzetmelerle anlatmışlardır,
Ayrıca tabiatın insan psikoloji üzerindeki etkileri dolaylı olarak dile
getirilmiş, tabiatta ve evrende görülen düzenden, değişimden insanın
çıkarması gereken dersler olduğu vurgulanmıştır. Tamlamalarda hazana
verilen anlamlann daha çok yok oluş, bitiş, yaşlılık, ölüm ve hazanın
tabiatta meydana getirdiği olumsuz etkiler üzerinde yoğunlaştığı
görülmektedir. Bütün bu duygu ve düşüncelerin dile getirilmesinde
kullanılan çeşitli tamlamaları ve kullanım sıklıklarını en çok kullanılanlar
başta olmak üzere şu şekilde sıralayabiliriz:

Hazân: (Nâbî 21; Fuzûlî 9; Hayalî 7; Usûlî 6; Muhibbi ve Nailî
5; Ahmet Paşa ve Mesîhî 4; Cem Sultan, Necâtî, Nef î 3; Şeyhî, Bakî 2;
Nedim 1); Bâd-ı hazân: (Bakî 10; Mesîhî, Ahmet Paşa, Nâbî 3, Şeyhî,
Necâtî, Cem Sultan, Usûlî, Fuzûlî, Nefî, Nedim 1); Fasl-ı hazân:
(Ahmet Paşa; Fuzûlî, Hayalî 2; Şeyhî, Muhibbi, Bakî, Nailî 1); Berg-i
hazân: (Hayâlı 7; Ahmet Paşa 5; Bakî 4; Fuzûlî, Muhibbi, Nailî 2; Nâbî,
Nef 'î 1); Hazân bergi: (Hayalî 3, Fuzûlî 2, Usûlî 1); Evrâk-ı hazân:
(Hayalî 2; Necâtî 1); Vakt-i hazân: (Nâbî 2, Muhibbî 1); Reng-i hazân:
(Muhibbi, Nâbî 1); Âmâde-i nisâr-ı kudûm-ı hazân: (Nâbî 1); Âmâde-i
târâc-ı hazân: (Nâbî 1) ; Âsâr-ı hazân: (Nâbî 1) ; Bâd-ı hazân-hîz:
(Nâbî 1); Bâgçe-i rû-be-hazân: (Nâbî 1); Bâg-ı perîşân-hevâ-yı rû-behazân:
(Nâbî 1); Berg-i hazân-dîd: (Nailî 1); Berg-i hazân gibi
ditremek: (Şeyh Galip 1); Berg-i hazân-resîde: (Nailî 1); Berg-i hazânveş:
(Şeyh Galip 1); Berg-i şikeste-reng-i hazân: (Nailî 1); Beyt-i
hazân-veş: (Nedim 1); Bezm-i hazân: (Ahmet Paşa 1); Bî-hazân:
(Necatı 1); Çeraen-i bî-hazân-ı Mevlânâ: (Nâbî 1); Çull-ı hazân-ı hırs:
(Nailî 1); Dest-burd-ı hazân: (Nailî 1); Dest-i hazân: (Şeyh Galip 1) ;
Fasl-ı hazân-ı nâ-hemvâr: (Fuzûlî 1) ; Giriftâr-ı hazân: (Hayalî,
Muhibbi 1); Hâce-î hazân: (Bakî 1); Hazân bergi gibi ditremek: (Usûlî
1); Hazân yaprağı: (Muhibbî 1); Hazângâh-ı bahâr-âlûd: (Nâbî 1);
Hazân-ı afiyet: (Nailî 1); Hazân-ı gam: (Fuzûlî 1); Hazân-ı nâ-murâdî:
(Nailî 1); Hazân-pezîr: (Nâbî 1); Hazân-veş: (Nâbî 1); Kutâs-ı şevket-i
zîb-i hazân-ı mezbele-keş: (Nailî 1); Lerzîş-i berk-i hazân: (Nedim 1);
Libâs-ı hazân: (Nâbî 1); Mevsîm-i hazân: (Nailî 1); Misâl-i berg-î
hazân: (Nâbî 1); Nev-bahâr-ı bî-hazân: (Nef 'î 1); Nev-bahâr-ı bîhazân-
ı ma'delet: (Bakî 1); Pür-hazân: (Nef 'î 1); Rûy-ı hazân:
(Muhibbî 1); Sipeh-ârây-ı hazân: (Nâbî 1); Sûret-i berg-i hazân:
(Hayalî 1); Sünbülistân-ı hazân: (Şeyh Galip 1); Tab'-ı hazân: (Nef î
1); Teşvîş-i hazân: (Fuzûlî 1); Varak-ı zerd-i hazân-dîde: (Nâbî 1);
Varak-rîz-i hazân: (Nâbî 1).

Genel Toplam: (Nâbî 44; Hayalî 23; Bakî, Fuzûlî 19; Nailî 17;
Ahmet Paşa 15; Muhibbî 12; Nef 'î, Usûlî 8; Mesîhî 7; Necâtî 6; Şeyhî ,Cem Sultan, Nedim, Şeyh Galip 4) =194

Yukarıda verilen hazanla ilgili tamlamalar ve kullanım sıklıkları
değerlendirildiğinde divan şâirlerinin "hazân", "berg-i hazân", " bâd-ı
hazân" ve "fasl-ı hazân" kelime ve terkiplerini sıklıkla kullandıklarını ve
bunların hazanla ilgili öğeler arasında en yaygın kullanım alanı bulanlar
olduğunu görüyoruz. Bunun dışındaki tamlamalar ise çoğunlukla şairlerin
kendine ait özgün tamlamalar olma özelliği taşımaktadır. Tamlamalarda
hazanla birlikte kullanılan diğer kelimelere bakıldığında zaman İçerisinde
somuttan soyuta doğru bir yöneliş olduğu görülebilir. Soyut kelimelerin
kullanımındaki artışın yanı sıra tamlamalarda kullanılan kelime sayısında
da artış vardır. Bütün bu değişikliklerin divan şâirlerinin şiirdeki
ustalıklarının, hünerlerinin artmasıyla ilgisi olduğu düşünülebilir. Söz
konusu bu türden kimi özellikler şâirlerin üslubunu ve anlatım tekniğini
belirleme konusunda bize yardımcı olabilecek öğelerdir. Faklı yüzyıllarda
yaşamış şâirlerin kullandığı özgün tamlamalar şâirin üslubu ve hayal
dünyası hakkındaki bilgilere ulaşmada kolaylık sağlayacaktır.
Hazanla ilgili tamlamaların genel toplamına baktığımızda
Özellikle Nâbî ve Hayalî başta olmak üzere, Bakî, Fuzûlî, Nailî, Ahmet
Paşa ve Muhibbî gibi divan şâirlerinin şiirlerinde hazanla ilgili kelime ve
tamlamaların önemli sayılabilecek ölçüde yer tuttuğu görülmektedir. Söz
konusu kelime ve tamlamalar şâirlerin üslubu konusunda ipuçları
vermektedir, örneğin, Bâkî'nin şiirlerinde hazan yapraklan san renk ve
altın çağrışımıyla kullanılmakta bu bize dönemin zenginliğini ve
ihtişamını hatırlatmaktadır. Fuzûlî'nin hazanla birlikte kullandığı öğeler
arasında yazı ve yazıyla ilgili terimlere ağırlık vermesi yine şâirin
üslubunun özgün yönüdür. Nâbî'nin şiirlerinde hazanla ilgili kelimeler
daha çok didaktik içerikli ve nasihat amaçlı şiirlerde ibret alınması
gerektiği vurgulanarak kullanılmaktadır. Bu didaktik ya da hikernî şiirde
hazanın Örnek alınması gereken kimi özellikleri nedeniyle Önemli bir yere
sahip olduğunu göstermektedir. Nef î Övgü şiirlerinde hazanla ilgili
öğeleri kullanırken kendisinin ve övdüğü kişinin hazandan uzak olmasını
diler. Sebk-i Hindi akımının da etkisiyle Nâİlî'nin şiirlerindeki hazanla
ilgili tamlamalar uzundur. Tamlama kurulan kelimeler arasında da soyut
kelimelere daha çok yer verilmiştir.

Diğer divanlara bakıldığında, çalışmanın sınırları daha da
genişletildiğinde hazanla ilgili birçok yeni kelime ve tamlamayla
karşılaşılacaktır. Bütün bu çalışmalar bize divan şâirinin sözlüğünde
hazanın yerinin ne olduğunu daha açık bir şekilde gösterecektir.

SONUÇ

Divan şiirinde hazan ve hazanla ilgili öğeler değerlendirildiğinde,
divan şâirinin hazana olumlu bakmadığı; daha çok hazanın olumsuz ve
kötü etkilerini dile getirdiği görülür. Hazanın kötü etkileri diîe getirilirken
hazan rüzgârı, hazan mevsimi ve hazan yaprağıyla ilgili benzetme ve
hayallerden sıklıkla yararlanılır.

Divan şâiri için hazan baharın zıddıdır. Hazan yaşlılık ve
bitkinlik, bahar gençlik, zindelik ve tazelik sembolüdür. Bahar başlangıç,
hazan bitiş demektir. İlkbahar iyimserlik, sonbahar kötümserlik ifade
eder. İlkbaharın kıymetini bilmek için sonbahar hatırlanmalıdır. Her
ilkbahann sonunda hazan vardır, Bu değişmez bir yasadır. Bahar
güzellik, aşk, zindelik, vuslat ve hayat kaynağı olarak görülürken, hazan
çirkinlik, ölüm, yaşlılık, hüzün, son ve ayrılık gibi olumsuzlukların
kaynağıdır. Divan şâiri bu zıtlıktan yararlanarak insana ait
olumsuzlukların anlatımında hazanın özelliklerinden yararlanır. Sonbahar
sonsuzluğun, ebedi âleme göçün mevsimidir. Kuruyan ve solan tabiat
insanı adeta sonsuzluk ülkesine uğurlar gibidir.

Genel olarak divan şiirinde hazan sevgilinin yokluğunu, içki ve
eğlence mevsiminin bittiğini, bahann güzelliğinin kalmadığım ifade eder.
Yaşlılık, sona erme ve bitkinlik sembolüdür. Hüzün mevsimidir, her şey
gama ve kedere bürünmüş gibidir. Hazan mevsimi tabiatı perişan eder,
sararmış yapraklanyla san, hastalıklı yüzü hatırlatır. Sarı renkli ve
kurumuş hazan yapraklan rüzgârın etkisiyle toprağa düşerler. Bu hasta
insanın ölüme yaklaşmasını, toprağa girmesini düşündürür. Aynı
zamanda hazan, insana hayatın sonu olduğu gerçeğini unutturmaz.
Hazan yapraklanyla ilgili benzetmelerde sevgilinin âşıklarının
hazan yaprağı gibi onun ayaklanna döküldükleri söylenir. Âşıklar
dökülmüş sonbahar yapraklarına benzetilir. Sonbahar yaprakları gül
bahçesinin üzerine altın saçarlar. Sonbahar mevsiminin san yapraklan bir
hazine gibidir. San renkli yaprakların altına benzetilmesi sık kullanılan
benzetmelerdendir. Altının zenginlik, ihtişam, varlık v.b. çağrışımlar
içermesi nedeniyle bu benzetmeye genellikle olumsuz anlamlar
yüklenmez. Sonbahar altın renkli hazinelerini çimenliğe saçarak
cömertlik gösterir. Yaprakların dökülmesi insan Ömrünün bitişini ve
yaşlılık günlerini hatırlatır. Âşığın yüzü hazan yaprağı gibi sandır.
Ayrılık âşığın yüreğini sonbahar yaprağı gibi titretir. Âşık sevgiliyi
hazanın etkilerinden korumaya çalışır. Sevgilinin güzellik baharına
sonbaharın gelmesini istemez. Sevgilinin bulunmadığı eğlence meclisi
âşık için hazandır. Aynca sevgilinin kakülü hazan yaprağı gibi titrer.
Kasidelerde dua ederken şâir, övdüğü kişinin bahtının bahar,
düşmanının ömrünün ise hazan olmasını ister. Övülen kişinin düşmanları
ile yaptığı savaşta düşmanlann hazan yaprağı gibi titreyeceğini söyler.
Aynca hazanın olumsuz etkilerinin övgüsünü yaptığı kişiden uzak
kalmasını diler.

Hazan rüzgârı, güle zarar verir, gülün yapraklarını döker, keder
kokusu getirir. Bağı perişan eder, afet gibidir, bahçeyi soğutur. Sümbül
ve reyhanı dağıtır. Çimen hazinesini ayak altı eder, baharı uzaklaştırır,
tahrip edicidir. Bahar rüzgârı gibi güzel koku getirmez.
Hazanla ilgili öğelerin verilişinde kullanılan kelime kadrosu
baharmkinden farklı değildir. Çemen, çenar, serv, gül, bülbül, lâle, dıraht,
berg, eşcar, nihai, varak, rüzgâr, bulut, güneş, bahar v.b. bahar
tasvirlerinde de sık kullanılan kelimelerdir. Ancak renk açısından
düşündüğümüzde bahar tasvirinde yeşil, sonbahar tasvirinde ise, san renk
hakimdir. Örneklerin çoğunda görünüşte somut bir tabiat tasviri vardır.
Ancak bu görünen tasvirin arkasında asıl anlatılmak istenen insan ve
insanın yaşamı, duygulandır. İnsana ait özellikler doğaya yüklenmiştir.
Tabiat varlığıyla, geçirdiği değişimlerle, insan yaşamını ve insan
ilişkilerini yansıtmaktadır. Soyut kavramlar tabiat aracılığıyla
somutlaştın Imıştır.

Sonuç olarak yukarıda verdiğimiz örneklerden ve hazanla
ilgili çeşitli benzetmelerden de anlaşılacağı gibi, hazan her ne kadar
olumsuz özellikler taşısa da divan şâirinin şiir dünyasında hazanla ilgili
pek çok benzetmeye yer verildiği görülmektedir. Divan şâiri bahar gibi
hazanı da şiirine ustaca yerleştirmiştir. Hazanla ilgili zengin bir benzetme
ve hayal dünyası yaratmayı başarmıştır. Olumsuz özellikleri ve san
rengin hakimiyeti dolayısıyla hazanı daha çok istenmeyen duyguların,
mutsuzluğun, yalnızlığın, hastalığın ve yaşlılığın ifade edilmesinde
kullanan divan şâiri, hazanın hasat mevsimi olduğunu da gözden uzak
tutmaz. Baharı hazanın izlemesinin kaçınılmaz olduğunu, hazan
yapraklarından ibret alınması gerektiğini söyler. Hazan övgüyle sözü
edilecek bir mevsim değildir ancak, insanın hazandan alacağı dersler
vardır. İnsan içinde yaşadığı güzelliklerin ve anın kıymetini bilmelidir.
Mutluluk ve güzellik mevsimler gibi gelip geçicidir. Olumsuzluklar
içindeki olumlu yön de görülmelidir. Hazanın bir bitiş olmakla birlikte
yeni bir başlangıcın habercisi olduğu da unutulmamalıdır.
:: Sonraki »

Hakkımda

Edebiyat soruları , edebiyatçılar , yazarlar ve hayatları , türk edebiyatı , mektup , mehmet akif ersoy , kitap özetleri , yılmayan, edebiyat mekanı , edebiyat ödevi , cevaplar"> EDEBİYAT SİTEMİZE HOŞ GELDİNİZ - Blogcu - Edebiyat ile ilgili herşey burada, Edebiyat soruları , edebiyatçılar , yazarlar ve hayatları , türk edebiyatı , mektup , mehmet akif ersoy , kitap özetleri , yılmayan, edebiyat mekanı , edebiyat ödevi , cevaplar Her türlü destek için minik_ibo_1992@hotmail.com mail atmaktan çekinmeyiniz <h3><img src="http://img227.imageshack.us/img227/8872/dantelizbizkn3.jpg">Son Yazılarım</h3> <li class="page_item"><a title="FENERBAHÇE" href="http://edebiyatciniz.blogcu.com/fenerbahce/4125630">FENERBAHÇE</a></li> <li class="page_item"><a title="Lavinia" href="http://edebiyatciniz.blogcu.com/lavinia/4100719">Lavinia</a></li> <li class="page_item"><a title="Divan Şiirinde Hazan" href="http://edebiyatciniz.blogcu.com/divan-siirinde-hazan/4100701">Divan Şiirinde Hazan</a></li> <li class="page_item"><a title="Divan Edebiyatı Tarihi Gelişimi" href="http://edebiyatciniz.blogcu.com/divan-edebiyati-tarihi-gelisimi/4100695">Divan Edebiyatı Tarihi Gelişimi</a></li> <li class="page_item"><a title="Divan Edebiyatı Genel Özellikleri ve Önemli Temsilcileri" href="http://edebiyatciniz.blogcu.com/divan-edebiyati-genel-ozellikleri-ve-onemli-temsilcileri/4100684">Divan Edebiyatı Genel Özellikleri ve Önemli Temsilcileri</a></li> <h3><img src="http://img227.imageshack.us/img227/8872/dantelizbizkn3.jpg">Kategorilerim</h3> <li><ul><li><a title='Dil Bilgisi' href='http://edebiyatciniz.blogcu.com/Dil+Bilgisi'><b>Dil Bilgisi</b></a></li><li><a title='Divan Edebiyatı' href='http://edebiyatciniz.blogcu.com/Divan+Edebiyati'><b>Divan Edebiyatı</b></a></li><li><a title='Güncel' href='http://edebiyatciniz.blogcu.com/Guncel'><b>Güncel</b></a></li><li><a title='Halk Edebiyatı' href='http://edebiyatciniz.blogcu.com/Halk+Edebiyati'><b>Halk Edebiyatı</b></a></li><li><a title='Kategorilenmemiş' href='http://edebiyatciniz.blogcu.com/Kategorilenmemis'><b>Kategorilenmemiş</b></a></li><li><a title='Kitap Özetleri' href='http://edebiyatciniz.blogcu.com/Kitap+Ozetleri'><b>Kitap Özetleri</b></a></li><li><a title='Şiirler' href='http://edebiyatciniz.blogcu.com/Siirler'><b>Şiirler</b></a></li><li><a title='Yeni Türk Edebiyatı' href='http://edebiyatciniz.blogcu.com/Yeni+Turk+Edebiyati'><b>Yeni Türk Edebiyatı</b></a></li></ul></li> <h3><img src="http://img227.imageshack.us/img227/8872/dantelizbizkn3.jpg">Bağlantılarım</h3> <li class="page_item"><a href="http://edebiyatciniz.blogcu.com/besleme/rss" title="RSS"><abbr title="Sayfa Beslemesi">RSS</abbr></a></li> <h3><img src="http://img227.imageshack.us/img227/8872/dantelizbizkn3.jpg">Son Yorumlar</h3> <ul> <li><a href="http://edebiyatciniz.blogcu.com/edebiyatin-sosyal-ve-siyasi-hayatla-baglantisi-nedir/4082648#commentsnav">güzel bilgi</a><br><a href="http://edebiyatciniz.blogcu.com/kelime-sozcuk-kelimede-anlam/4087307#commentsnav">site</a><br><a href="http://edebiyatciniz.blogcu.com/destan-hangi-donemde-ortaya-cikmistir/4082620#commentsnav">:S</a><br><a href="http://edebiyatciniz.blogcu.com/destan-hangi-donemde-ortaya-cikmistir/4082620#commentsnav">sözlü edebiyat</a><br><a href="http://edebiyatciniz.blogcu.com/halk-hikayesi-ne-zaman-ortaya-cikmistir/4082601#commentsnav">iğrençççççççç:)</a><br><a href="http://edebiyatciniz.blogcu.com/edebiyatin-sosyal-ve-siyasi-hayatla-baglantisi-nedir/4082648#commentsnav">yararlı bir bilgi</a><br></li> </ul> </script> </a> </a> <script type="text/javascript"> <!-- var reklamstore_region_id = "78607"; var reklamstore_client_id = "24839"; var reklamstore_ad_type = "all"; var reklamstore_ad_width = 120; var reklamstore_ad_height = 600; var reklamstore_ad_format = "120x600"; var reklamstore_ad_frameborder = 0; var reklamstore_color_border = "#0099CC"; var reklamstore_color_bg = "#99CCFF"; var reklamstore_color_link = "#0066CC"; var reklamstore_color_url = "#0099CC"; var reklamstore_color_text = "#FFFFFF"; var reklamstore_size_link = "12"; var reklamstore_screen_size = window.screen.width + " " +window.screen.height; //--> </script> <script type="text/javascript" src="http://www.reklamstore.com/admanager/render_ads.js"> </script> <script type="text/javascript"> <!-- var reklamstore_region_id = "78607"; var reklamstore_client_id = "24839"; var reklamstore_ad_type = "all"; var reklamstore_ad_width = 120; var reklamstore_ad_height = 600; var reklamstore_ad_format = "120x600"; var reklamstore_ad_frameborder = 0; var reklamstore_color_border = "#0099CC"; var reklamstore_color_bg = "#99CCFF"; var reklamstore_color_link = "#0066CC"; var reklamstore_color_url = "#0099CC"; var reklamstore_color_text = "#FFFFFF"; var reklamstore_size_link = "12"; var reklamstore_screen_size = window.screen.width + " " +window.screen.height; //--> </script> <script type="text/javascript" src="http://www.reklamstore.com/admanager/render_ads.js"> </script> <script type="text/javascript"> <!-- var reklamstore_region_id = "78607"; var reklamstore_client_id = "24839"; var reklamstore_ad_type = "all"; var reklamstore_ad_width = 120; var reklamstore_ad_height = 600; var reklamstore_ad_format = "120x600"; var reklamstore_ad_frameborder = 0; var reklamstore_color_border = "#0099CC"; var reklamstore_color_bg = "#99CCFF"; var reklamstore_color_link = "#0066CC"; var reklamstore_color_url = "#0099CC"; var reklamstore_color_text = "#FFFFFF"; var reklamstore_size_link = "12"; var reklamstore_screen_size = window.screen.width + " " +window.screen.height; //--> </script> <script type="text/javascript" src="http://www.reklamstore.com/admanager/render_ads.js"> </script> <script type="text/javascript"> <!-- var reklamstore_region_id = "78607"; var reklamstore_client_id = "24839"; var reklamstore_ad_type = "all"; var reklamstore_ad_width = 120; var reklamstore_ad_height = 600; var reklamstore_ad_format = "120x600"; var reklamstore_ad_frameborder = 0; var reklamstore_color_border = "#0099CC"; var reklamstore_color_bg = "#99CCFF"; var reklamstore_color_link = "#0066CC"; var reklamstore_color_url = "#0099CC"; var reklamstore_color_text = "#FFFFFF"; var reklamstore_size_link = "12"; var reklamstore_screen_size = window.screen.width + " " +window.screen.height; //--> </script> <script type="text/javascript" src="http://www.reklamstore.com/admanager/render_ads.js"> </script> </td> </tr> </table> </center> </body> <fieldset> <legend><b>Edebiyatciniz Toplist</b></font></legend> <center> Toplist alanı </center> <!-- Realist.gen.tr Kod Başlangıcı --> <script language="JavaScript" type="text/javascript" src="http://www.realist.gen.tr/realist.php?id=33556"> <a href="http://www.realist.gen.tr/listele/4/21/kultursanat-edebiyat.htm">Kültür,Sanat Edebiyat</a></script> <!-- Realist.gen.tr Kod Sonu --> </fieldset> </span> </span></span></span></span></span> </html>